Vilyam Şekspir’in kahramanlarında, İsmail ve Cofri, Daha önceleri

Cofri sabah çayını içmek için önce kahveye uğradı, iki sabah esenlikleri eyledi. Hızlı kalktı dükkana yöneldi. Kapının sol yanındaki cam açıktı aldırmadı, kapıyı açtı. İçeri baktı, malzemeleri saydı, o tamamdı, o da tamamdı, onu da yarın getireceklerdi. Defteri eline aldı, saldelyesini sürükledi dışarıya ve son tarihine baktı. İsmail. Bir ekmek, bir ekmek daha. Dün ismailden başka kimse bir şey almamıştı.

Biraz bekledi güneş yüzünü iyice yakıyordu, aldırış etmedi. Bir an içeri geçmek istedi. Önemsiz bir düşünce dedi. Kapıyı tuttu çekti gidecekti daha öğlen bile olmadı nereye gidiyorum diye söylendi kendi kendine. Sonra baktı yol toz ve sıcaktan sapsarı kesilmişti. Bir ayak atılsa sanki top mermisi düşmüş kadar toz kalkacaktı. Kararsız kaldı. İçeri tekrar baktı, eline bir ekmek aldı. Çekti kapıyı yürüdü. Sola döndü, İsmail’in kapısını çaldı. Ses gelmedi. İsmail durur muydu hiç pazar günleri evde. Kim bilir kaç gecedir ugramamıştı eve. Geceleyin dağda uyurdu, tek başına, Kaf düzlügüne giderdi. Her gidişinde sinirli gelirdi. Sanki bir şeyleri arayıp ta bulamıyordu İsmail. Kendi hırslarını, şevklerini tutkularını ve isteklerini hiç bir zaman dile getirmedi İsmail, arkasını dönüp gidecek kadar sakindi. Hiç bir zaman da kendisini üstün tutmadı arkadaşlarından. Zamanı gelince sessizce ayrılırdı aralarından kimseye farkedilmez ve özlettirmezdi. Ama ihtiyaçları olur muydu İsmail’e?

Nedir bu sistem değişikliği.

Bir zamandır tartıştığımız ve çoğu kimsenin karşıt görüşleri bile dinlemeden evet veya hayır demeye hazır olduğu bir sistem. Nedir bu sistem?

Başkanlık. Peki Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında ne fark var derseniz. Şöyle açıklamaya çalışalım. Cumhurbaşkanı tarafsızdır, olmak zorundadır, herhangi bir sisyasi parti etrafında, çerçevesinde karar verme yetkisi yoktur. Bütün sisyasi partilere eşit uzaklıkta durmalıdır. isteğini yapamaz, meclis te yapamaz Cumhurbaşkanı onay vermelidir önemli konularda.

Peki tartışılan başkanlık sisteminin nasıl olması öngörülüyor. Olayı demokrasi çerçevesi içerisinde değilde milattan öncelere gidelim ve orada inceleyelim.

Neydi demokrasinin çıkış nedeni? Güçlü olan zayıf olanın elindeki ekmeğini alır ve güçlü olan daha da güçlenir. Basit. Burada bir güçler ayrılığı var değil mi? Demokrasi ise burada devreye girer ve herkese eşit erişim imkanı sağlar, yani sağlardı. İşte tam da aynı güçler ayrılığı bize yapıştırılacak. Türkiyenin bütün haritasının üzerine yapıştırıcı ile yeni bir şekil verilecek. Tutması imkansız.

Neden?

Demokrasi çoğunluğu kabul edip azınlığı yok etmekle olmaz da ondan. Şu anda bile sınırlı yetkilerle üniversitelerde haksız atamalar, kurumlarda örgütlenmeler ve sızmalar (a.k.a herkes biliyor ne sızması olduğunu) yaşanıyorsa. Bunun bir de sınırsız yetkileri olan hükümet ve onun başındaki insanlar tarafından yönetildiğiniz düşünün. O zaman size yapılan her şey mübah olacaktır. karşı koymanın bir faydası olmadığını göreceksiniz. Tabi iş işten geçmiş olacak o zaman. Haklı olsanız dahi alacağınız tek cevap kaldırılmışlık olacaktır.

Nedir bu şeyler?

Bir örnek vereyim, siz bir bayan olarak kocanızdan dayak yediniz, mahkemeye gittiniz ve dediniz ki ben şikayetçiyim. Mahkeme nasıl olduysa size ceza verdi ve karşı taraf serbest. Dayağı ben yedim cezayı neden ben alıyorum diye sorsanız, yine ceza alabilrsiniz. Çünkü sizi savunacak bir güç kalmamıştır ortada. (Bu örnekte olayların nasıl geliştiği ve nasıl bu karara varılabildiği günümüzden zibilyon tane örnekle eşleştirebilirsiniz benim örneklememe gerek yok sanırsam.) Çünkü artık o kurumları da tek bir kişi tarafından açma kapama yetkisi değiştirme yetkisi verilmiştir. Ne yapacaksınız nereye gideceksiniz?

Peki Cumhuriyet’in şuandaki yönetim şekli eksik mi?

Eksiklik ancak ve ancak sitemin değişmesi gerekliliği safhasına gelindiğinde düşünülmelidir. Yönetemeyen, daha doğrusu tarafsız olamayan ve bencillikle haraket eden insanların elinde oyuncak olabilir, normaldir.  İşsizlik sorununu çözecek mi, ekonomi düzelecek mi, haksız ötv kalkacak mı, hırsızlıklar ve soygunlar bitecek mi, önce bunları bir düzeltin.

Amerika’da başkanlık var. Var evet onlar sonradan geçmediler temelde bu sistem vardı?  Peki siz Cumhuriyetin bir günde gelidiğine kızıyorsunuz da başkanlığın gelmesine neden kızmıyorsunuz? Yukarıdaki belirtildiği gibi neyi düzeltecek bu sistem?

Koalisyon sorunlarını mı, Burhan Kuzu? Hangi koalisyon?  Darbaleri mi? Bu hallere gelmemizde bilmediğimiz ama var olan gizli koalisyonlar mı var? Kim dahildi bunlara zamanında? Hüngür hüngür ağlattınız milleti.

Bence . “Biz yapıyoruz, bizim için yapıyoruz”. diyerek hareket edilmektedir.

Son kararını vermiş veya kararsız kalan arkadaşlar kendimize şunu soralım. Bu sistem neyi düzeltecek? Bize ne faydası olacak ki en önemli konu haline geldi. Tek başına iktirdar olan bir yönetimin bütün kaynaklar ellerindeyken yapamadıklarını, ilahi bir güce kavuşarak mı yapacaklar?

 

Java8 lambda & prediction

Java8 lambda and prediction examples,

To filter a list of elements we can use previous version of java as follows..

color picker ..
public static List filterApple(List apples, String color) {
  List list = new ArrayList<>();
  for (int i = 0; i < apples.size(); i++) {
     if (color.equals(apples.get(i).getColor())){
         list.add(apples.get(i));
      }
    }
    return list;
 }

weight picker..
public static List filterApple(List apples, int weight) {
   List list = new ArrayList<>();
   for (int i = 0; i < apples.size(); i++) {
     if (weight == apples.get(i).getWeight())){
        list.add(apples.get(i));
      }
   }
   return list;
 }

Instead of this. we can use prediction for simpler and for more different filter options.

For example consider this example..

 public static List<Apple> filterApple(List<Apple> apples, ApplePredicate p) {
   List<Apple> list = new ArrayList<>();
   for (int i = 0; i < apples.size(); i++) {
      if (p.test(apples.get(i))) {
         list.add(apples.get(i));
      }
    }
    return list;
 }

A prediction type to be passed as an argument to the filter method so that what kind of filter options is that we can still use it in a single method instead of multiplying the same code over and over again..

In addition to this we can use prediction list to pass as and argument as well and so that if we can use this list to filter object with more details. Such as an apple  , red , green, heavy, light.

 

 List<ApplePredicate> predicates = new ArrayList<>();
 predicates.add(new ApplePredicateGreen());
 predicates.add(new ApplePredicateHeavy());
 
 System.out.println("heavy and green with a list of predicates");
 List<Apple> heavyAndGreenList = filterApple(apples, predicates);
 System.out.println(heavyAndGreenList); 

public static List<Apple> filterApple(List<Apple> apples, List<ApplePredicate> predicates) {
   List<Apple> list = new ArrayList<>();
   for (int i = 0; i < apples.size(); i++) {
     boolean found = true;
     for(ApplePredicate p: predicates){
       if (! p.test(apples.get(i))) {
         found = false;
         break;
       }
     }
     if(found){
       list.add(apples.get(i));
     }
   }
   return list;
 }

 

#Note

Exception Occured

Bazen neden exception aldığımı hiç bilmiyorum. Biraz sağa sola bakıyorum, sonra aradan zaman geçiyor olaylar zincirini hatırlıyorum, tekrarlıyorum, adımları bir bir yeniden kontrol ediyorum. Sonra bir anda exception mexecption yok, bazen de çakılı kalıyor. Projeyi sil yeniden başla . D

“Yav bu nedir ki?” Deyipte geçecekken, hadi l..n, yoh artıh diyeceğimiz şeyler.

Hakkaten aklınızda var mı böyle sorular?

“Hiç şaşırmadım doğrusu” dediğiniz. Olaylar oldu mu?. Adamlar 10dk lık iş için 350 kaat para istiyor. Ben de buna yoh artık dedim.. o iş te ne biliyor musunuz, yeni buzdolabı alacağım taşınması gerekiyor. Ben aslında dron satın alsam 3-4 tane uçurabilirler mi ki, Ya da kiralasam?

Ben de ne abartıyorum arkadaş.  Soğuk su sonbaharda rahatsızlık verir bir sprite aç  ya da fuse tea iç geçsin gitsin..

Zaten ortam karışık. Muson yağmurları geçti derken bir de üstüne şimdik Balkanlardan gelen soğuk hava dalğası var..

Neyse.. deyipte geçelim.

 

Carice van Houten Etkisi

Hayal kurmak iyidir, gerçekten. Bakınız hayal kurarkenki gücünüzü hiç bir zaman hiç bir yerde bulamazsınız. Bize sınırsız olanaklar sağlar.

Nerden çıktı şimdik hayal kurmak. Ben de kendimce hayal kurarım tabiki ancak büyüme olğusu bu durumu biraz kısıtlıyor. Artık uçan arabalarda gezemiyorum mesela. Süper kahraman kostümlerine bürünüp dünyayı da kurtaramıyorum. Elimde her istediğimi yapabilen sihirli değneklerim de yok.

Eee peki ne o zaman?

O, tekil bir hayal olmaktan öteye geçemiyor, farklı dünyalar arasında zıplayarak ilerlemeyemiyorum. Sade bir hayal. Mesela yarınki işler için nasıl bir çalışma yapabilirim. Haftaya bir şeyler yapacaktım unuttum mu yoksa? Zaman aralığı da epeyce daralmış bu arada, önceden yıllar boyu sürecek düşüncelerde kaybolup giderdim. Şimdik ise üç ay sonrasını göremiyorum. Siz ister gözlerinizi doğru şeylere odaklamıyorsunuz diyin isterse de zaman içinde gerçekler hayalleri bulanıklaştırır diyin.

Sıkıntı sorunun kaynağı degil aslında burada, çünkü bu kaynak hayatın içinde doğrudan var, sonradan oluşmuş bir yapı degildir. Bizimle birlike büyümüş ve içinde bulunduğumuz müddetçe daha bağımlı hale geldiğimiz bir oluşum.

Peki Carice van Houten etkisi nedir?

Hemen söyeleyim, Akşam vakti eve dönüyorsunuz, gün boyunca farklı haberler aldınız, farklı kişilerle iletişime geçtiniz ve bunların dışında muhakkak hayal de kurdunuz ve hep başarılı oldunuz. Gelecek planlarını ne kadar da güzel tasarladınız degilmi? Lakin bu kişi o hayallerinizi altüst edecektir

Sakin bu işi ciddiye almayın, anlatım içindeki olaylar mesela ders çalışırken çözdügünüz sorulardan sonra üniversite hayali de olabilir, uzak mesafelere yolculuk yaparken görmek istediginiz yerler de..

Sonra bir anda bütün hayallerinizin yok edildiğini görürsünüz. Bu yokedici bir başkasıdır. Dolaylı yada doğrudan müdahelede bulunabilir. işte buna Carice van Houten etkisi denir.

Ancak kendi kanımca hayalperest birisi iseniz direk olarak o kişileri görmeniz dahi yeterli olacaktır. Bu kişiler hiç bir zaman negatif bir anlamda yıkıcı olarak tanımlanmamaktadırlar. Aksine o kişiyi gördüğünüz zaman hayallerinizin ne kadar da küçük olduğunu hissedersiniz. Bu o kişinin sizde bıraktığı etki kadardır, bir anda yıkılabilirsiniz ve ya zamanla derinleşen bir boşluğa dünüşür ve sizi geri dönüşü olmayan bir noktaya getirip bırakabilir. Etkinin süresi ve derecesi farklılık gösterir.

Bu kanımca anormal bir durum, ancak bu anormalliğin yokedici kişinin kendisinden kaynaklandığına eminim. İnsanların içinde farklı seviyelerde mükemmellik olduğunu düşünüyorum ve bunun sadece ufak bir kısmı yüze yansımaktadır. Carice van Houten etkisi tam olarak burada görülmektedir. İçlerinde gereğinden fazla mükemmellik barındıran insanlar karşıdaki kişilerde tahrip gücü yüksek etki bırakırlar.

8-09-16

Dünya’nın 10 bin yıl sonraki hali

Dünya’nın 10 bin yıl sonraki halini merak ettiniz mi hiç?

Nasıl bir gezegen olurdu acaba, yine gökyüzü, ona şiir  yazılacak kadar mavi ve denizleri tek başına kalınacak kadar temiz olur muydu?

Sokakları olur mu mesela, lambaların aydınlattığı. Pazar günleri yada, haftalar, aylar ve takvim bulunmuş mudur, saati sorabilmek te güzel olurdu hani. Keşfetmek için yıldızlara giderdik. Aklımızda tutamayacağımız kadar çok şey görmüş ve belkide yeni türler bulurduk. Onlar da bizim gibi konuşabilen hatta bizden bile fazla duygusal içgüdüleri gelişmiş olabilirlerdi. Onlarda ayrılıkların sonu iki taratan birisinin direk gözlerini kapamasıysa ya. Neyse.

 

Lakin, gelecek dediğimiz olgu aslında geçmişin birer tohumken toprağa düşmesi değil mi sizce ?

Hatalarımızı düzelmek için geçirdiğimiz onca saat, gün ve haftalar. Yıllar süren uğraşlar.

Şuanda nasıl bir gelecek planlandığımız aslında göstermiyor muyuz, mitolojide anlatılanların hepsi geçmişte yaşanmış iyi yada kötü olayların birikmesi ile ortaya çıkmıştır. Ama bize kalan miraslardan hiç birisi, en azından bugüne dek, iyi olmamıştır. Savaşlardan ve ayrımcılıktan başka ne aldık  geçmişten.

 

Gözümle görmeden, kulağımla duymadan inanmam diyorsanız işte size muhteşem bir 21. inci yüzyıl portresi. Geleceğe dönüş filminde hayal edildiği gibi uçan arabalara binemiyoruz. İnsan olarak daha iyi değiliz, daha faza umursamaz olduk, daha büyük binalar yaptık ve daha büyük şehirlerimiz var ancak daha fazla yalnızlaştık.

M.Ö 2000 yılları, daha ilk adımlarını atan bir uygarlık,  uzaklara gidebilen adımlar. Sınırları aşan.  Ve günümüz, o zamandan kalan sadece cümleler, nasıl zorluklar içinden yaşadıklarını ve gelecekten neler beklediklerini yazmıyor. Zenginlerinin ve fakirlerinin karşılaşmalarını da yazmıyor. Gökyüzündeki yıldızlar hep aynı yerdeydi onlar doğarken ve biz çoktan gitmiş olduğumuzda da aynı yerde olacaklar. Tarihin bir şeyleri değiştirme gücü yoktur. Gelecek ise basit ikilemlerin yaşanacağı tekrarlardan ibarettir. Önemli olan kısım ise hatırlamaktır. Geçmişi hatırlayabilseydik, yazabilseydik ve unutmasaydık şuanda gerçek olan gelecekte yaşıyor olabilirdik.

Aynı hataları yapmaya devam etmekteyiz. İster bin yıl olsun isterse 10 bin olsun tekrarlardan asla kaçamayacağız.

O zamana dek belkide bir başka uygarlık yazıyı tekrar keşfeder ve sayıları kullanmayı öğrenirler. Yeni dinler ortaya çıkar, yeni savaşlar ve göçler.

Savaşların aslında iki önemli yanı vardır. Birincisi bulunduğu yeri tarihten silmektir, ikincisi ise gittiği yerde devam edeceğini hatırlatmasıdır.

Tarihi tekrar yaşarız, yani yaşarlar. Bizi değil belki ama yakın geçmişlerini hatırlamaya çalışırlar.

Ve o zaman ne kadar geriye bakabilecekleri kendi yaşamlarının dönüm noktası olacaktır.

 

Evet gelecekte 10 bin yıl da ileriye gitseniz değişen bir şey olmayacaktır. Değişemez, değişmeyecektir çünkü bizim doğamız bu. Değişimlere açık değiliz, hep bir geriye çağrışım halindeyiz. Geçmişi özleriz ancak onları asla gerçek yüzleri ile görmeyiz.  Bu yüzden sürekli olarak aynı yerde dönüp duruyoruz..

 

 

İnsanlar boş zamanlarında ne yaparlar ?

Bir cuma akşamı düşünün, gün batmış çoktan, işçiler dağılmış. Sokaka lambarları kendi diplerini aydınlatmaya başlamış. Sofralarda taze ekmek kırıntıları var, üstünde sıcak çay bardakları gelip gidiyor. Konuşmalar kısıklaşmış, kısalmış. O anda ne geçmişe bakabiliyorsunuz ne de geleceğe dair ufak hayaller. Hava serin, hafiften bir ürperti, gözlerde kıvılcımlar sönmek üzere.

kahrolsun bağzı şeyler..

Geçtigimiz üç gün boyunca bütün orta doğuda kurban bayramı kutlaması yapılıyordu, belki bügünde devam eder, sonuçta kendilerini müslüman olarak düşünen bir toplum var ve onlar kendilerince, kabul görmeleri için yapıldığını biliyorlar, cinayete kurban giden hayvanları.

Şöyle bir durum da varkı, bilinç olarak o düzeye gelemediler henüz, işkence edercesine öldürülen hayvanlara yazık. Sosyal sitelerde paylaşılan resimler iğrençlikten de öte. Buradaki görgüsüzlük..

Bir başka durum, aynı günlerde bu işler yapılırken, dünyanın bir yerinde hemen yanı başımızda devam eden bir savaş var ve orada insaların acıları. Daha ne kadar devam eder nereye kadar gelir bu savaş kimlerin evini yıkar bilemiyoruz ama rüzgar nereden nereye doğru esiyor aşikar. Görmemezlikten gelmek.

Bağzı şeyler içinde bulunan iki tanesi..