Carice van Houten Etkisi

Hayal kurmak iyidir, gerçekten. Bakınız hayal kurarkenki gücünüzü hiç bir zaman hiç bir yerde bulamazsınız. Bize sınırsız olanaklar sağlar.

Nerden çıktı şimdik hayal kurmak. Ben de kendimce hayal kurarım tabiki ancak büyüme olğusu bu durumu biraz kısıtlıyor. Artık uçan arabalarda gezemiyorum mesela. Süper kahraman kostümlerine bürünüp dünyayı da kurtaramıyorum. Elimde her istediğimi yapabilen sihirli değneklerim de yok.

Eee peki ne o zaman?

O, tekil bir hayal olmaktan öteye geçemiyor, farklı dünyalar arasında zıplayarak ilerlemeyemiyorum. Sade bir hayal. Mesela yarınki işler için nasıl bir çalışma yapabilirim. Haftaya bir şeyler yapacaktım unuttum mu yoksa? Zaman aralığı da epeyce daralmış bu arada, önceden yıllar boyu sürecek düşüncelerde kaybolup giderdim. Şimdik ise üç ay sonrasını göremiyorum. Siz ister gözlerinizi doğru şeylere odaklamıyorsunuz diyin isterse de zaman içinde gerçekler hayalleri bulanıklaştırır diyin.

Sıkıntı sorunun kaynağı degil aslında burada, çünkü bu kaynak hayatın içinde doğrudan var, sonradan oluşmuş bir yapı degildir. Bizimle birlike büyümüş ve içinde bulunduğumuz müddetçe daha bağımlı hale geldiğimiz bir oluşum.

Peki Carice van Houten etkisi nedir?

Hemen söyeleyim, Akşam vakti eve dönüyorsunuz, gün boyunca farklı haberler aldınız, farklı kişilerle iletişime geçtiniz ve bunların dışında muhakkak hayal de kurdunuz ve hep başarılı oldunuz. Gelecek planlarını ne kadar da güzel tasarladınız degilmi? Lakin bu kişi o hayallerinizi altüst edecektir

Sakin bu işi ciddiye almayın, anlatım içindeki olaylar mesela ders çalışırken çözdügünüz sorulardan sonra üniversite hayali de olabilir, uzak mesafelere yolculuk yaparken görmek istediginiz yerler de..

Sonra bir anda bütün hayallerinizin yok edildiğini görürsünüz. Bu yokedici bir başkasıdır. Dolaylı yada doğrudan müdahelede bulunabilir. işte buna Carice van Houten etkisi denir.

Ancak kendi kanımca hayalperest birisi iseniz direk olarak o kişileri görmeniz dahi yeterli olacaktır. Bu kişiler hiç bir zaman negatif bir anlamda yıkıcı olarak tanımlanmamaktadırlar. Aksine o kişiyi gördüğünüz zaman hayallerinizin ne kadar da küçük olduğunu hissedersiniz. Bu o kişinin sizde bıraktığı etki kadardır, bir anda yıkılabilirsiniz ve ya zamanla derinleşen bir boşluğa dünüşür ve sizi geri dönüşü olmayan bir noktaya getirip bırakabilir. Etkinin süresi ve derecesi farklılık gösterir.

Bu kanımca anormal bir durum, ancak bu anormalliğin yokedici kişinin kendisinden kaynaklandığına eminim. İnsanların içinde farklı seviyelerde mükemmellik olduğunu düşünüyorum ve bunun sadece ufak bir kısmı yüze yansımaktadır. Carice van Houten etkisi tam olarak burada görülmektedir. İçlerinde gereğinden fazla mükemmellik barındıran insanlar karşıdaki kişilerde tahrip gücü yüksek etki bırakırlar.

8-09-16

Dünya’nın 10 bin yıl sonraki hali

Dünya’nın 10 bin yıl sonraki halini merak ettiniz mi hiç?

Nasıl bir gezegen olurdu acaba, yine gökyüzü, ona şiir  yazılacak kadar mavi ve denizleri tek başına kalınacak kadar temiz olur muydu?

Sokakları olur mu mesela, lambaların aydınlattığı. Pazar günleri yada, haftalar, aylar ve takvim bulunmuş mudur, saati sorabilmek te güzel olurdu hani. Keşfetmek için yıldızlara giderdik. Aklımızda tutamayacağımız kadar çok şey görmüş ve belkide yeni türler bulurduk. Onlar da bizim gibi konuşabilen hatta bizden bile fazla duygusal içgüdüleri gelişmiş olabilirlerdi. Onlarda ayrılıkların sonu iki taratan birisinin direk gözlerini kapamasıysa ya. Neyse.

 

Lakin, gelecek dediğimiz olgu aslında geçmişin birer tohumken toprağa düşmesi değil mi sizce ?

Hatalarımızı düzelmek için geçirdiğimiz onca saat, gün ve haftalar. Yıllar süren uğraşlar.

Şuanda nasıl bir gelecek planlandığımız aslında göstermiyor muyuz, mitolojide anlatılanların hepsi geçmişte yaşanmış iyi yada kötü olayların birikmesi ile ortaya çıkmıştır. Ama bize kalan miraslardan hiç birisi, en azından bugüne dek, iyi olmamıştır. Savaşlardan ve ayrımcılıktan başka ne aldık  geçmişten.

 

Gözümle görmeden, kulağımla duymadan inanmam diyorsanız işte size muhteşem bir 21. inci yüzyıl portresi. Geleceğe dönüş filminde hayal edildiği gibi uçan arabalara binemiyoruz. İnsan olarak daha iyi değiliz, daha faza umursamaz olduk, daha büyük binalar yaptık ve daha büyük şehirlerimiz var ancak daha fazla yalnızlaştık.

M.Ö 2000 yılları, daha ilk adımlarını atan bir uygarlık,  uzaklara gidebilen adımlar. Sınırları aşan.  Ve günümüz, o zamandan kalan sadece cümleler, nasıl zorluklar içinden yaşadıklarını ve gelecekten neler beklediklerini yazmıyor. Zenginlerinin ve fakirlerinin karşılaşmalarını da yazmıyor. Gökyüzündeki yıldızlar hep aynı yerdeydi onlar doğarken ve biz çoktan gitmiş olduğumuzda da aynı yerde olacaklar. Tarihin bir şeyleri değiştirme gücü yoktur. Gelecek ise basit ikilemlerin yaşanacağı tekrarlardan ibarettir. Önemli olan kısım ise hatırlamaktır. Geçmişi hatırlayabilseydik, yazabilseydik ve unutmasaydık şuanda gerçek olan gelecekte yaşıyor olabilirdik.

Aynı hataları yapmaya devam etmekteyiz. İster bin yıl olsun isterse 10 bin olsun tekrarlardan asla kaçamayacağız.

O zamana dek belkide bir başka uygarlık yazıyı tekrar keşfeder ve sayıları kullanmayı öğrenirler. Yeni dinler ortaya çıkar, yeni savaşlar ve göçler.

Savaşların aslında iki önemli yanı vardır. Birincisi bulunduğu yeri tarihten silmektir, ikincisi ise gittiği yerde devam edeceğini hatırlatmasıdır.

Tarihi tekrar yaşarız, yani yaşarlar. Bizi değil belki ama yakın geçmişlerini hatırlamaya çalışırlar.

Ve o zaman ne kadar geriye bakabilecekleri kendi yaşamlarının dönüm noktası olacaktır.

 

Evet gelecekte 10 bin yıl da ileriye gitseniz değişen bir şey olmayacaktır. Değişemez, değişmeyecektir çünkü bizim doğamız bu. Değişimlere açık değiliz, hep bir geriye çağrışım halindeyiz. Geçmişi özleriz ancak onları asla gerçek yüzleri ile görmeyiz.  Bu yüzden sürekli olarak aynı yerde dönüp duruyoruz..

 

 

İnsanlar boş zamanlarında ne yaparlar ?

Bir cuma akşamı düşünün, gün batmış çoktan, işçiler dağılmış. Sokaka lambarları kendi diplerini aydınlatmaya başlamış. Sofralarda taze ekmek kırıntıları var, üstünde sıcak çay bardakları gelip gidiyor. Konuşmalar kısıklaşmış, kısalmış. O anda ne geçmişe bakabiliyorsunuz ne de geleceğe dair ufak hayaller. Hava serin, hafiften bir ürperti, gözlerde kıvılcımlar sönmek üzere.

kahrolsun bağzı şeyler..

Geçtigimiz üç gün boyunca bütün orta doğuda kurban bayramı kutlaması yapılıyordu, belki bügünde devam eder, sonuçta kendilerini müslüman olarak düşünen bir toplum var ve onlar kendilerince, kabul görmeleri için yapıldığını biliyorlar, cinayete kurban giden hayvanları.

Şöyle bir durum da varkı, bilinç olarak o düzeye gelemediler henüz, işkence edercesine öldürülen hayvanlara yazık. Sosyal sitelerde paylaşılan resimler iğrençlikten de öte. Buradaki görgüsüzlük..

Bir başka durum, aynı günlerde bu işler yapılırken, dünyanın bir yerinde hemen yanı başımızda devam eden bir savaş var ve orada insaların acıları. Daha ne kadar devam eder nereye kadar gelir bu savaş kimlerin evini yıkar bilemiyoruz ama rüzgar nereden nereye doğru esiyor aşikar. Görmemezlikten gelmek.

Bağzı şeyler içinde bulunan iki tanesi..

zamanın ötesinde

Telefon, bilgisayar, televizyon, internet, facebook, twitter, sosyal paylaşım ağlari, marketing siteleri, iş ilanlari, gazeteler ve daha bir çok sanal bilgi ve yanılsamalar. Bir gün internet kullanmadan hayatta kalabileceğimizi hayal edelim. Herhangi bir  telefon görüşmesi de yapmayalım. Ya da bügün hiç satış yapmayın para kazanmayın, balık tutmayın örneğin, tatile gitmeyin mesela. Geride yarın için çalıştığımız günleri düşünerek büğünün yarın olduğunu varsayalım. Bügün de   kendimiz için değil bir başkası için düşünelim. Sadece bir gün..

kitaplar

İzmirde artık korsan kitapları bile orjinallerinden daha pahalıya satıyorlar, kim alıpta okumak ister onlari, hani kitaptan ötürü felan da değil sırf o saman kağıtlara verilmez o kadar para. Orjinaline internetten bakıyorsun onbeş lira gibi bir kitap sevgi yolunda 25-30 arası degişiyor birde orjinal diye ısrar etmiyorlar mı. Yani ne zamandır korsan kitap deseniz gerçeginden bir yarı yarıya az tutması gerekir dimi.Kitap evleri daha fena,bir kitapçıya girer girmez o anki bütün hevesim fiyatlara bakınca kaçıyor.
Okumayı artırmak için kitap almaya da teşvik etmek gerekir. Az okuyoruz diyip işin içinden sıyrılmak tüccarlıktır.

ubuntu one

Ubuntu one benim en çok kullandığım depolama alanıdır.Tamamen bedavadır, davetiye üzerinde yada direk olarak hesap açılabilir, 5 gb gibi bir storage alanı vardır, “mesala işte yaptıgınız çalışma otomatik sync özelliği ile evde de siz gelmeden indirilmiş halde bulabilirsiniz”, ama ne kadar olduğu benim için o kadar da önemli degil zaten çok fazla da bir şey yedeklemiyorum. Aşağıdaki linkten alınan her üyelik bana verilerimin kaybolmaması için yardımcı olacaktır.

https://one.ubuntu.com/referrals/referee/2860090/

“help me improve it … D”

sntza ras

Bir tarlaya buğday ekersek buğday tarlası olur, arpa ekersek arpa tarlası olur, mısır ekersek mısır tarlası olur  o tarlaya hıyar ekersek de hıyar tarlası olur ama tarla aynıdır üzerindeki otlar kalkınca yine eski tarla orada kalacaktır. Demem o ki günümüzde ülkemizde bolca hıyar vardır. Hiç kimsenin etnik kimiliği üzerinden, din sömürüsünden veya da sınıfından payda çıkarmaya çalışmayın. Birbirinize sayğılı olun ki insanı değerler ortaya çıksın.