Dünya’nın 10 bin yıl sonraki hali

Dünya’nın 10 bin yıl sonraki halini merak ettiniz mi hiç?

Nasıl bir gezegen olurdu acaba, yine gökyüzü, ona şiir  yazılacak kadar mavi ve denizleri tek başına kalınacak kadar temiz olur muydu?

Sokakları olur mu mesela, lambaların aydınlattığı. Pazar günleri yada, haftalar, aylar ve takvim bulunmuş mudur, saati sorabilmek te güzel olurdu hani. Keşfetmek için yıldızlara giderdik. Aklımızda tutamayacağımız kadar çok şey görmüş ve belkide yeni türler bulurduk. Onlar da bizim gibi konuşabilen hatta bizden bile fazla duygusal içgüdüleri gelişmiş olabilirlerdi. Onlarda ayrılıkların sonu iki taratan birisinin direk gözlerini kapamasıysa ya. Neyse.

 

Lakin, gelecek dediğimiz olgu aslında geçmişin birer tohumken toprağa düşmesi değil mi sizce ?

Hatalarımızı düzelmek için geçirdiğimiz onca saat, gün ve haftalar. Yıllar süren uğraşlar.

Şuanda nasıl bir gelecek planlandığımız aslında göstermiyor muyuz, mitolojide anlatılanların hepsi geçmişte yaşanmış iyi yada kötü olayların birikmesi ile ortaya çıkmıştır. Ama bize kalan miraslardan hiç birisi, en azından bugüne dek, iyi olmamıştır. Savaşlardan ve ayrımcılıktan başka ne aldık  geçmişten.

 

Gözümle görmeden, kulağımla duymadan inanmam diyorsanız işte size muhteşem bir 21. inci yüzyıl portresi. Geleceğe dönüş filminde hayal edildiği gibi uçan arabalara binemiyoruz. İnsan olarak daha iyi değiliz, daha faza umursamaz olduk, daha büyük binalar yaptık ve daha büyük şehirlerimiz var ancak daha fazla yalnızlaştık.

M.Ö 2000 yılları, daha ilk adımlarını atan bir uygarlık,  uzaklara gidebilen adımlar. Sınırları aşan.  Ve günümüz, o zamandan kalan sadece cümleler, nasıl zorluklar içinden yaşadıklarını ve gelecekten neler beklediklerini yazmıyor. Zenginlerinin ve fakirlerinin karşılaşmalarını da yazmıyor. Gökyüzündeki yıldızlar hep aynı yerdeydi onlar doğarken ve biz çoktan gitmiş olduğumuzda da aynı yerde olacaklar. Tarihin bir şeyleri değiştirme gücü yoktur. Gelecek ise basit ikilemlerin yaşanacağı tekrarlardan ibarettir. Önemli olan kısım ise hatırlamaktır. Geçmişi hatırlayabilseydik, yazabilseydik ve unutmasaydık şuanda gerçek olan gelecekte yaşıyor olabilirdik.

Aynı hataları yapmaya devam etmekteyiz. İster bin yıl olsun isterse 10 bin olsun tekrarlardan asla kaçamayacağız.

O zamana dek belkide bir başka uygarlık yazıyı tekrar keşfeder ve sayıları kullanmayı öğrenirler. Yeni dinler ortaya çıkar, yeni savaşlar ve göçler.

Savaşların aslında iki önemli yanı vardır. Birincisi bulunduğu yeri tarihten silmektir, ikincisi ise gittiği yerde devam edeceğini hatırlatmasıdır.

Tarihi tekrar yaşarız, yani yaşarlar. Bizi değil belki ama yakın geçmişlerini hatırlamaya çalışırlar.

Ve o zaman ne kadar geriye bakabilecekleri kendi yaşamlarının dönüm noktası olacaktır.

 

Evet gelecekte 10 bin yıl da ileriye gitseniz değişen bir şey olmayacaktır. Değişemez, değişmeyecektir çünkü bizim doğamız bu. Değişimlere açık değiliz, hep bir geriye çağrışım halindeyiz. Geçmişi özleriz ancak onları asla gerçek yüzleri ile görmeyiz.  Bu yüzden sürekli olarak aynı yerde dönüp duruyoruz..

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s